İçeriğe geç

Oz düşünce ne demek ?

Güç ilişkileri üzerine düşünmeye başladığım anlar genellikle büyük krizlerle değil, gündelik hayattaki küçük cümlelerle başlıyor. Bir konuşmada “özgür irade” deniyor, bir bildiride “milli duruş” vurgulanıyor, bir yurttaş “kendi fikrim bu” diye söze giriyor. O anda zihnimde tek bir soru beliriyor: Bu söylenenler gerçekten kişinin kendi düşüncesi mi, yoksa hazır kalıpların yeniden üretimi mi? İşte tam bu noktada kavram sahneye çıkıyor: Öz düşünce ne demek?

Bu yazıda öz düşünceyi psikolojik ya da felsefi bir içe dönüş olarak değil; siyaset biliminin merkezindeki kavramlarla, yani iktidar, kurumlar, ideolojiler, yurttaşlık ve demokrasi bağlamında ele alıyorum. Çünkü öz düşünce, bireysel bir yeti olmanın ötesinde, siyasal düzenin niteliğini belirleyen sessiz ama güçlü bir unsurdur.

Öz düşünce ne demek? Kavramsal bir çerçeve

Basit bir tanım yeterli mi?

Gündelik kullanımda öz düşünce, “kişinin kendi aklıyla vardığı düşünce” olarak tanımlanır. Başkasından kopyalanmamış, ezberlenmemiş, dayatılmamış fikirler… Ancak siyaset bilimi bu tanımı yeterli bulmaz. Çünkü bireyin “kendi aklı” dediği şey, çoğu zaman ideolojiler, medya, eğitim sistemi ve kurumsal yapılar tarafından şekillendirilmiştir.

Burada kilit soru şudur:

Bir düşüncenin bize ait olduğunu nasıl anlarız?

Öz düşünce, yalnızca özgün olmak değil; farkında olarak düşünmektir. Hangi fikirleri neden benimsediğini, hangi çıkarlarla ve hangi güç ilişkileri içinde konumlandığını kavrayabilmektir.

Öz düşünce ve siyasal özne

Siyasal özne, sadece oy veren birey değildir. Siyaset bilimi açısından özne; düşünen, sorgulayan ve gerektiğinde itiraz edebilen aktördür. Öz düşünce tam da burada devreye girer. Eğer birey düşüncelerini hazır ideolojik paketler hâlinde alıyorsa, siyasal sistem için öngörülebilir ama edilgen bir aktöre dönüşür.

Öz düşünce ise öngörülemezliği beraberinde getirir. Ve iktidar açısından bu her zaman rahatlatıcı değildir.

İktidar: Öz düşünce neden rahatsız eder?

İktidarın sevdiği düşünce türü

İktidar, doğası gereği düzen ister. Düzen ise ortak kabullere, tekrar eden anlatılara ve sorgulanmayan normlara dayanır. Bu yüzden iktidarlar çoğu zaman “tek doğru” üretmeye çalışır:

– Tek tarih anlatısı

– Tek güvenlik tanımı

– Tek makbul yurttaş profili

Bu çerçevede öz düşünce, potansiyel bir tehdit olarak algılanır. Çünkü öz düşünce, şu soruyu sorar: “Bunun başka bir yolu olamaz mı?”

Bu soru basit görünür ama meşruiyet zeminini sarsma gücüne sahiptir.

Meşruiyet ve düşüncenin sınırları

Meşruiyet, iktidarın yalnızca güçle değil, rıza ile ayakta durmasını sağlar. Rıza ise büyük ölçüde düşünsel kabullere dayanır. Eğer yurttaşlar, kendilerine sunulan çerçeveyi “doğal” ve “kaçınılmaz” olarak kabul ediyorsa, iktidar sorgulanmadan sürer.

Öz düşünce bu noktada tehlikelidir. Çünkü:

– “Doğal” deneni tarihsel,

– “Kaçınılmaz” deneni politik,

– “Normal” deneni ideolojik olarak yeniden tanımlar.

Kendi kendime sık sık şunu sorarım: Bir toplumda herkes aynı şeyi düşünüyorsa, bu gerçekten uzlaşı mı, yoksa düşünmenin askıya alınması mı?

Kurumlar: Öz düşünceyi besleyen mi, bastıran mı?

Eğitim, medya ve bürokrasi

Kurumlar, düşüncenin dolaştığı ana kanallardır. Eğitim sistemi, medya ve bürokratik yapıların her biri, öz düşünceyi ya teşvik eder ya da sınırlar.

– Ezbere dayalı eğitim, bilgiyi çoğaltır ama düşünceyi daraltır.

– Tek sesli medya, haberi artırır ama yorumu azaltır.

– Katı bürokrasi, düzeni sağlar ama yaratıcılığı köreltir.

Bu kurumlar içinde öz düşünce çoğu zaman “uyumsuzluk” olarak etiketlenir. Oysa siyasal yenilenme, tam da bu uyumsuzluklardan doğar.

Karşılaştırmalı bir bakış

Farklı ülkelerdeki siyasal rejimler incelendiğinde, öz düşüncenin kamusal alandaki görünürlüğü ciddi biçimde değişir. Bazı demokrasilerde eleştirel sesler sistemin doğal parçasıyken, bazı rejimlerde bu sesler “istikrar tehdidi” olarak sunulur.

Bu fark, yalnızca hukuki değil; kurumsal kültürle ilgilidir. Kurumlar eleştiriyi tolere edebildiği ölçüde, öz düşünce kamusal bir değer hâline gelir.

İdeolojiler: Öz düşünce mümkün mü?

İdeolojiden tamamen bağımsız düşünmek?

Siyaset bilimi açısından rahatsız edici ama dürüst bir gerçek var: İdeolojiden tamamen bağımsız bir öz düşünce neredeyse imkânsızdır. Hepimiz belirli kavramlarla düşünürüz: özgürlük, eşitlik, güvenlik, düzen… Bunların her biri ideolojik bagaj taşır.

Öz düşünce, ideolojisizlik değil; ideolojinin farkında olmaktır. Kendi düşüncelerini mutlak doğrular olarak değil, tarihsel ve siyasal konumların ürünü olarak görebilmektir.

Popülizm ve düşüncenin sadeleştirilmesi

Güncel siyasal olaylara baktığımızda, popülist söylemlerin öz düşünceyi nasıl daralttığını görmek zor değil. Popülizm, karmaşık sorunlara basit cevaplar sunar. “Biz ve onlar” ayrımı, düşünsel konfor sağlar ama analitik derinliği yok eder.

Burada tehlikeli olan şudur: İnsanlar, hazır cevapları “kendi düşüncem” sanmaya başlar. Öz düşünce yerini, güçlü duygularla süslenmiş sloganlara bırakır.

Yurttaşlık: Öz düşünce olmadan yurttaşlık olur mu?

Pasif birey, aktif yurttaş

Yurttaşlık yalnızca hukuki bir statü değildir; düşünsel bir pratiktir. Öz düşünce olmadan yurttaş, hak sahibi ama söz sahibi olmayan bir figüre dönüşür.

Gerçek yurttaşlık şunları gerektirir:

– Soru sormak

– Karşılaştırmak

– İtiraz edebilmek

Bu noktada katılım, yalnızca sandığa gitmekle sınırlı değildir. Katılım, düşünce üretme ve kamusal tartışmaya dâhil olma cesaretidir.

Katılımın sınırları

Birçok siyasal sistem, katılımı teşvik ettiğini söyler ama katılımın içeriğini sınırlar. “Katıl ama fazla sorgulama” mesajı, öz düşüncenin önündeki en görünmez engellerden biridir.

Burada durup şunu sormak gerekiyor:

Katılım, yalnızca onay vermekse; düşünce, gerçekten kime aittir?

Demokrasi: Öz düşünce bir lüks mü, zorunluluk mu?

Demokratik rejimlerin kırılgan noktası

Demokrasi, öz düşünceye dayanır ama aynı zamanda ondan korkar. Çünkü düşünen yurttaş, her zaman tahmin edilebilir davranmaz. Bu da demokrasiyi canlı ama kırılgan kılar.

Demokrasinin paradoksu şudur:

Ne kadar çok öz düşünce varsa, o kadar çok çatışma olur.

Ama çatışma yoksa, demokrasi yavaş yavaş içi boş bir ritüele dönüşür.

Provokatif bir soru

Bir toplumda siyaset “sıkıcı” hâle geldiyse, bu istikrarın mı, yoksa düşünsel yorgunluğun mu işaretidir?

Sonuç yerine: Kendi düşünceni nasıl tanırsın?

Öz düşünce ne demek?

Belki de en dürüst cevap şu: Rahatsız eden düşüncedir.

Kişiyi konfor alanından çıkaran, ezberleri bozan, “ben bunu neden böyle düşünüyorum?” sorusunu tekrar tekrar sorduran düşünce… Öz düşünce, her zaman netlik sunmaz; çoğu zaman belirsizlik üretir.

Yazıyı bitirirken kendime ve okura aynı soruyu bırakıyorum:

Bugün savunduğun fikirlerin hangisi gerçekten senin?

Ve hangisi, sana ait olduğunu sandığın ama sorgulamadığın bir miras?

Bu soruların cevabı kolay değil. Ama belki de siyasal olgunluk, bu sorularla yaşamayı öğrenmekle başlıyordur.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
elexbet yeni adresihttps://partytimewishes.net/betexper güncel